22 Şubat 2008

Maziden…

Geçmişi düşününce bazı kokular, bazı melodiler ve illaki bazı mısralar burnunun direğini sızlatır insanın..İşte bu mısralar da öyle, ölümsüzleştirmiştik kelimeleri bilenler bilir, buyrun;

Sen dostumsun benim;
Gülünce güneşler açan
Bulutlara, rüzgarlara asarım her gece suretini
Her gece dağlar kadar kafamda
Belki mektuplar yazarım
Unutma dostumsun benim.

Nerede isen, orada ölmek isterim…

Sen dostumsun, dostum
Gülünce etrafa ışık saçan
Biliyor musun?
Kent bu gece insanı ürperten sessizlikte
O sessizlikten sanki birileri
Evet birileri çığlık çığlığa bağırıyor.

Ve bana neler hatırlatıyor biliyor musun?
Belki sende hissediyorsundur.
O ilk aşklarımızı anışımızı,
O güzel çocukça başına buyrukluğumuzu
Ve… Ve nice ayrılıklar, nice özlemler.

(Nuriye Güler)

21 Şubat 2008

gecenin orta yerinde,
sesini duymak isterken
ulaşamamak sana;
ilk çağlardan bile daha ilkel
halden anlamayan teknoloji!

19 Şubat 2008

Ne Ararsın Tanrı ile Aramda

Vatanımıza dört elle sarılmamız gereken günlerde, internette Atatürk’e ve milli mücadeleye dil uzatanlara karşı Neyzen Teyfik’in yazdığı belirtilen ve çok hoşuma giden mısralarla karşılaştım. Buyrun paylaşalım:

Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?

Esir iken mümkün müdür ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et…
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

Neyzen Teyfik ( internet kaynaklı)

05 Şubat 2008

Salkımsöğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!

1928
Nazım Hikmet Ran